Eş, dost akraba hadi neyse de, sektörden bazılarının içerik pazarlamayı hiç duymamış olmaları, anlatmaya başlayınca da “Anladım evet sosyal medya işte bu!” demeleri “Acaba biz mi anlatamıyoruz” diye düşünmeme sebep oluyor.

Geçen uzun bir uğraştan sonra içerik pazarlamayı hala kafasında tam oturtamayan bir arkadaşıma aynen şöyle tarif ettim. “Şimdi seninle bir davette tanışıyoruz, seni uzaktan gözüme kestiriyorum. Sen o sırada başka biriyle gayet eğlenceli bir sohbettesin. Ben buna hiç aldırış etmeden, bodoslama dalıyorum yanına. Ne müsaade istiyorum, ne de kendimi tanıtıyorum. Hatta adını bile sormuyorum banane senin adından! Benim tek derdim kendimi sana göstermek, benden daha iyisi olmadığını ispatlamak. Bunun için başlıyorum kendimi övmeye. “Baksana bana ne kadar güzelim değil mi? Ayakkabılarıma çok para verdim, ya sandaletlerim! Onlar benim için özel yapıldı, bak adımın baş harflerini gördün mü? Hepsi benim hepsiiiiiii!” Ne yaparsın bu durumda? Arkana bile bakmadan yanımdan uzaklaşırsın değil mi?

İŞTE BU GELENEKSEL PAZARLAMA!

Peki senaryo şöyle olsa… Sen yine uzakta biriyle konuşursun, ben seni kesiyorum. Hatta seni uzun zamandır biliyorum, takip ediyorum, nelerden hoşlandığını, nelerden nefret ettiğini… Hepsi hakkında az çok fikrim var. O sırada yanındaki kişi uzaklaşıyor. Usulca, yakınına geliyorum ama özel alanına girmeden. Sen o sırada çantanın içinde deli gibi ateş arıyorsun, çakmağımı uzatıyorum.

Teşekkür ediyor ve gülümsüyorsun. Bana bir laf atıyorsun, ben ise çok cool’um. Direk nokta atışı yapıyorum, senin ilgi alanlarından yürüyorum. Fotoğrafçılığa olan ilgini bildiğimden buradan giriyorum konuya ama asla fazla uzatmıyorum. Kendimden söz etmiyorum, tek konumuz var, senin ilgi alanların! İşine yarayacak bilgiler de veriyorum ama asla herhangi bir şey için zorlamıyorum. Sadece önerilerde bulunuyor, tercihi sana bırakıyor ve konuyu fazla uzatmadan “Hadi bana müsaade” deyip, uzaklaşıyorum yanından. Bu durumda ne yaparsın? Kadının muhabbeti de hiç de fena değilmiş dersin değil mi? Arkadaşım, “Şaka mı yapıyorsun, hemen telefonunu isterim.” dedi.

İŞTE BU DA İÇERİK PAZARLAMA!

Kısaca, boşuna önümüzdeki 10 yıl içinde markaların bünyelerinde gazeteciler çalıştırılacağı öngörülmüyor. Banner’ların, tv reklamlarının hatta advertorial’lerin bile görmezden gelindiği günümüzde; bu, müşteriye bir şey satma çabası olmaksızın ona fayda sağlayarak duygusal bağ kurma metodu, markaların bir numaralı pazarlama tercihi olacak. Buna, başka bir nedenle daha çok seviniyorum. Basında kendi yaşam tarzı ve fikirlerine uygun çalışacak bir mecra bulamayan meslektaşlarım için artık çok daha fazla alternatif var. Bu içerik pazarlama dünyası için de iyi haber! Zira kaliteli ve özgün içeriğin bu kadar önemli olduğu sektörde işi -de -da’ları bile ayıramayan editörümsülere bırakmak, sektörün geleceği bakımından bir hayli talihsiz olurdu.

Bu arada http://contentmarketinginstitute.com yazarlarından Pulizzi & Rose’un geleneksel pazarlamayı ti’ye alan yazılarına bayılıyorum ve bu makale için onların klişe fotoğraflarından daha iyi bir alternatif olamazdı! Kesinlikle takip edilesi!